Neden Bienal ?
Bu sorunun cevabını bu yazıda bulamayacaksınız çünkü burası bir fotoğraf blog’u. Yani burası bir fotoğraf blog’u olmasaydı da bulamayacaktınız çünkü Bienal denen şey tam bir karmaşa. Biz burada daha basit takılıyoruz. Daha yüzeysel mevzulardan bahsedip, gündelik fotoğraflar ile bunları süsleyip, alt metin falan da derken ortaya kolay hazımlık bir sunum çıkıyor. Son 4 senedir de olay böyle devam ediyor.
Bulacağın şey ise, 12. İstanbul Bienali’nin muhtemelen daha önce görmediğin algıda ve seçicilikte olan fotoğrafları. Artık bunlar da sana ne hissettirirse…
Bienal, Tophane – Antrepo 3 & 5′te.
Bu ben.
Bu da Yaşar. Londra’dan yeni transfer.
Bu sefer ki Bienal’in en temel özelliği belki de sunum şekliydi. Antrepoların içleri özel odacıklara ve büyük salonlara ayrılmıştı. Çok basit ama işlevsel bir yapıya sahipti. İyi de olmuştu. Ryue Nishizawa’ya tebrik buradan.
Tropik Kalıntı – Jonathas de Andrade çalışması. Bu güzeldi.
Zaten dikkatimi ve önemimi çeken çalışmaların fotoğrafları var yazıda. Bu yüzden ayrıca belirtmek gereksiz.
Sergi alanının iç mekanı. Olması gerektiği gibi gayet.
Yaşar’ın sanata yaklaşımı.
Tarihteki en müthiş başarılardan biri. Vietnam Savaşı! Laf!
Bienal, 5 kısımdan oluşuyor. Bunlar; İsimsiz (Soyutlama), ¨İsimsiz¨ (Ross), ¨İsimsiz¨(Pasaport), İsimsiz (Tarih) ve ¨İsimsiz¨(Ateşli Silahla Ölüm)
Beni en çok etkileyen de ¨İsimsiz¨(Pasaport) oldu.
Temiz sunum.
Farklı bir farkındalık ile anlatım.
Bir tanıdığın parmakları. Parmaklarını kullanan kadın güzeldir.
Bu fotoğraf da bana Londra’da bir Modern Sanat Galeri’si havası uyandırıyor.
Bunu sevdim.
Önemli şahsiyet. Siyah olan.
Gittiğimde, daha önceki yıllarda hiç görmediğim kadar 40 yaş üstü katılımcı vardı. Sanat denen şey topluma yayılıyor her geçen 2-3 yılda bir.
Adolf Eichmann. Karizma isim.
Bunun da anlatım dili çok ustaca. Teknik olarak da hoştu.
Asıl eser bu. Fırça Darbesi!
Burası sanırım kendimi bulduğum yerdi. Kızdan ötürü değil. Duvardaki fotoğraflar. Kız da bir şey bulmuş olmalı hem, duruşa bak.
Bu Bienal çalışanlarına özellikle mi, çalışma esnasında kitap okumaları söyleniyor anlamış değilim. Herkeste bir kitap okuma pozisyonu var ve bazıları çok çiğ duruyor. Bazıları da tepki olarak telefon ile konuşuyordu sevgilisi ile. Saçma.
Yeşilden maviye.
¨Who paid bills ?¨
Güzel bir metafor.
Japon kafalar. Asker bunlar. Bu çalışmanın yanındaki görevli kadından bilgi alabilirsiniz. Biraz kitliyor sizi ama olsun güzel anlatıyor.
Bu da benden.
Antropa No:5′e geçiş.
Geçiş öncesi kahve molası.
Yaratıcı.
Bu da çok önemli bir çalışma. Güzel şeyler anlatıyor. Vakit ayırmak gerek.
Bu görüntü güzel bir görüntü. İzleyicilerin çoğu, çalışmalara bakıp geçmiyordu. Alt metinlerini de okuyordu. Tabii bazıları da parmakları ile dokunuyordu. Yeri gelmişken, parmaklarını kullanan kadın güzeldir.
Çok sev. İğrenç.
Bunu bakmadan netleyip, kadraj almıştım. Marifet diye söylemiyorum ama yapmak kolay değil.
Bu fotoğrafı da Burak’a havale ediyorum. O çok sever.
Bu çalışmanın adı, ¨benim çileli başım¨. Bütün çalışanlar yorgun ve bitkin halde. Bu arkadaşları bu şekilde çalıştıran yönetim, nasıl bir performans bekliyor acaba.
Sergi mekanının hemen dışı. WC’lere giden yollar. Arkalar, aralar..
Eser No: 13
Asıl sanat, bu duruş işte.
Bu da çok etkileyiciydi. Son dönemlerde ağzımızda pelesenk olan bir tabirin nasıl da sanat ile iç içe geçtiğini görüyoruz. Yani demem o ki, sanat toplum içindir. Toplum da sanatçı içindir.
Bu sene ki Bienal böyle bir şeye benziyordu işte. Ne anladım Bienal’den peki ? Bienal, her şeye-her şekilde umarsızca-acımasızca-kayıtsızca-bir çırpıda-korkusuzca gönderme yapabilen bir nesne olmuş. Dolaylı anlatım o kadar çığrından çıkmış ki, birazcık mantığı olmayan insanlar izleyince bambaşka şeyler anlıyorlar çalışmadan. Ben de bu yüzden Bienalleri bu kadar seviyorum sanırım. Hatta bu yüzden bir kaç kere daha gideceğim.
Siz de mutlaka gidin. Hiç bir fikriniz yoksa bile gidin. Farklı bir şeyler yapmak iyi gelebilir hem.
Sevgiler,
L

















































No Comments »
No comments yet.
RSS feed for comments on this post. TrackBack URL