Uzun sayılabilecek bir aradan sonra tekrar merhaba internet denen şey. Normalde geceleri girişirdim bu blog olayına ama nedendir bilmem gayet gündüz şu an. Gri bir hava var İstanbul’da hatta. Çok da soğuk değil. Rumeli Kavak’ı falan çok hoştur bu havalarda.

Neyse, uzun zamandır blog yazamamamın nedenini de söyleyim, video! Temmuz’dan beri bir video kafasıdır gidiyor bende. Ucundan azıcık bulaşmıştım ama tutup da Final Cut denen programı öğreneceğim aklıma gelmezdi. Aklıma sokanlar sağ olsun!! Çok s.kimsonik videolar çekiyorum aslına da bakarsanız; http://vimeo.com/leventkopuz/videos

Yeni bir tanesi de şu an yükleniyor hatta.

Fotoğraflara gelecek olursak; bunlar yine bekletilmiş ve demlenmiş tarzda fotoğraflar. Ekim’den kalma hatta filmekimi’nden kalma.

Vapurda başlıyor..

Bir yalnızlık hissi gibiydi pencereden uzaklara bakışım.. Yokluğun bir tahta, tahtada bir demir, demirde güneşin sarısı, sarıda başak, başakta rüzgar… Rüzgarda…

Çok güldüm şu an. Ne saçmalıyorum ben. ahaha.

Bildiğin vapur camı işte.

Bu arada kalmış gemilere acıyorum. Yeni yapılan gemiler gibi modern değil. Koltukları, sağı solu değiştirince de arada kalmış hissi veriyor. Tersten ergenlik gibi.

Demiştim ya filmekimi vardı o gün. 3 film’in ilkinin giriş olayı.

kırmızı. opera’ları andırıyor.

İlk filmin adı Margin Call. Şiddetle tavsiye edilir. 2008′deki bütün dünyayı saran ekonomik krizin ilk bilmem kaç saatini ele alan, kurgusu ve oyunculuğu güzel video parçası.

Ağır sanat.

Tekrar vapur. Tekrar karşıya geçiyorum. Arada bir işim çıktı halledip dönecem.

Bunu sevdim.

Taksim’e doğru.

Sıkıntılı bir durum. Kafasını oraya koyacak kadar zahmete giriyorsa bir kadın, acilen çözülmesi gereken sorunları var demektir. Yanındaki abi de hissetmiş gibi kadını.

Burasını hatırlamıyorum neresi. Bir ihtimal Beylerbeyi olabilir. Ya da The Hall’un sokağı. Araya kaynamış sanırım. Görmezden gelin.

İkinci film’i beklerken.

İkinci film’de.

Diğer filmler neydi hatırlamıyorum şu an. Kitapçık da çok uzakta masamdan. Fotoğraf ise, diğer filme girmeden önce dinlenme salonuna giderken.

Fotoğraftaki etkinin adı da; Blur. Bilmeyenler olabilir pek tabii.

Dinlenme salonu dediğim yer, Starbucks. Bu abi başka şeylerin peşinde gibi ama.

Bu da ben. Gözde Güngör çekmişti. Aslında o da tesadüfen gelmişti oraya. Kahve sızdırıyor.

Tekrar film’e.

Belirtmem gereken bir şey var; insanlara ¨festival fim’i¨ ya da ¨film festival’i¨ dediğin zaman kafalarında oluşan ¨ucube filmler, çok sanatsal filmler, çok eski filmler, çok basit filmler¨ imajını yok etmek için ne yapmak gerekiyor bilmiyorum. Bir el atın bu olaya.

Etrafımdaki insanlardan da var, festival filmi diyoruz çok sanatsal geldiği için kulağa her halde, ¨yaaa sinemaya gidelimmm¨ diyenler oluyor. La şapşal, 6 ay sonra sinemada izleyeceğin filmi gel izle diyoruz sana burada, sen halen daha Hollywood’un kucağına oturmadan rahat edemiyorum diyorsun bana. Adam ol festival’de film izle.

Sokakta hangi gence sorsan sinemaya bayılır. Festival diyince burun ekşitir kılkuyruk. E tabii bir bilete 20 TL vermeden sinemaya gititğini hissedemiyor bebe.

Neyse.

Yaşlı teyzeler soktak bir garip oluyor. Hele, 60 yaş üstü olup da insanların arasında halen daha bulunabiliyorsa, saygım artıyor.

Nedeni de, yaşlı tripleri yapmadığı için. Bu mevzu derin, sığmaz buraya.

Yalnız çöp. Yazının başındaki yalnız pencere gibi.

Yalnız adam ve yalnız gölgesi.

Yalnız dört ışık.

Yalnız delikler.

Bu da evimin caddesi. Geceleri çok güzeldir. Çengelköy.

Çok mu gergin oldu yazı bilmiyorum fakat arada gergin olmak iyidir. Hem sesli güldüğüm kısım da vardı ya dur bir dakika. İyi oldu iyi.

Olaylara karışmayın gençler.

L.

No Comments »

No comments yet.

RSS feed for comments on this post. TrackBack URL

Leave a comment