Uzun zamandır masaüstündeki yerini koruyan bir klasör içindeki bu fotoğraflar Pınar’ın da yönlendirmesi ile birlikte blog haline dönüştü sonunda.

Geçen kış Balkan’ların nadide parçalarından Bosna-Hersek ve Hırvatistan yolculuğu yapmıştım. Oradan geriye kalanlar..

Fotoğrafları bu kadar bekletmemek gerek.

Atatürk Havalimanı’nda ayakkabının çıkarıldığı dönem. Artık ilk kontrollerde kemer ve ayakkabı çıkarılmıyor.

Gece yarısı havalimanı..

Sabah 5′e doğruydu uçuş. .Havalimanları özel ve güzel yerler. Buralardaki insan davranışları normal kamu alanlarındakinden çok daha farklı bir hale geliyor.

İyimiş.

Moralimi bozmuştu bu görüntü. İstanbul – Sarajevo uçuşlarını Bosna Havayolları sağlıyor THY’den alsan da bileti. Bu yüzden hostesler de Bosnalı doğal olarak.. Yani..

İlk gün kaldığımız hosteldeki Kerim’in (Bosnalı) şehirdeki gezi turumuz için tavsiye verme olayı.

Sarajevo’daki Başçarşı. Soldaki de ben ve orada kaybolan mavi camlı gözlüklerim.

Başçarşı’daki Galatasaray adlı restaurant. Sahibi eskiden bir GS’li futbolcuymuş. Çok lezzetli etler yapıyorlar ve gayet uygun fiyata. Bir de sizi haftanın 7 günü kırmızı bir elbise gıyen kadın karşılıyor. Sevimli bir kadındı.

Yer tespit çalışmaları.

Başçarşı bölgesinin biraz dışında bir alış-veriş merkezi. Modern mimari. Sarajevo’yu düşündüğün zaman modern mimari biraz garip geliyor kulağa. Fakat sırf olsun diye oldurmamışlar. Fena değildi bina. Üst katında espresso için tiramisu ile.

Bu da modern olmayan kısmı şehrin. Daha neler var zaten..

Sarajevo çok özel bir şehir. Her hangi bir şehir değil.

Şehir’de bir bina. Sovyet kafası.

Wu-Tang’in burada çıkması..

Burak’ın elinde 5 Mark var. Bosna Mark’ı. Eğer cebinizde böyle bir şey varsa, ufaktan zengin sayılırsınız. Tüketim sektörü oldukça ucuz Bosna’da.

Şehrin güney-batı girişindeki yerleşim bölgesi. Duvarlarda Sırp’ların saldırı zamanlarından kalma izler. Bu binaların olduğu bölge bir site. Tam bir sovyet mantığı ile kurulmuş bir site.

Detay isteyenler; http://www.youtube.com/watch?v=a

Aynı siteden bir duvar daha. Buradaki izler ise biraz daha dikkat çekici. Bir öncekiler belli ki şehre giren tanklardan atılan roketler. Fakat burada mermi izleri alçakta ve yanal devam ediyor. Çok da zor olmayan bir tahminle duvarın önüne dizilen insanların toplu katliamını görebiliyorum.

Detay.

Sitedeki çocuk parkı. Çok hüzünlü ama alçaltıcı değil. Çünkü Bosnalı’lar çok gururlu insanlar. Ülkenin her yerindeki duvarlarda az önce ki gibi izler var fakat bu izleri yok etmiyorlar. Bu gerçeklikten kaçmak yerine bununla sürekli yüzleşip, buna göre geleceklerini çiziyorlar.

Site’nin az ilerisindeki fabrika. Sovyet sistemi demiştim..

Yine siteden.

Ve işte efsane Fornetti!! Bugün İstanbul’un pek çok yerinde açıldı mağazaları. Daha çok yeni ve çok yetersiz burada. Her zaman ki gibi insanlarımız yeni bir şey ve yabancı marka olmasından ötürü içeriğe bakmadan atlıyorlar. Fakat buradaki Fornetti’lerde bütün her şey buz gibi soğuk ve taze değil. Şikayet mektubu yazmışım Maceristan’a da fakat bir değişiklik yok..

Bizim insanımız ne zaman sosyal duyarlılığa sahip olacak merak ediyorum. Fena manipüle içindeyiz topluca.

Mostar’a giden trendeki Prof. Jozo Bakalar’ın Mikroekonomija adlı kitabını bana hediye etmeden önce imzalaması. Tekrar baktım da şimdi kitaba, e-mail adresini yazmış. Hatırladım fotoğrafı yollayacaktım. Yollayayım..

Ekibin geri kalanı. Asker, Prof., yolcu.

Mostar çok daha sembol bir şehir Sırp’lar ile olan savaş için. Yine bir duvar..

Bazen mermiler, bazen de yazı..

Aradan çıktılar yine.

Mostar yakınlarında Mecugorye. Sağdaki Avustralya’lı Cam ve soldaki de bambam.

Kıraviçe. Her ne kadar doğadan hoşlanmasam da, orası güzeldi.

Poçitely’deki kulenin en üst kısmından bir detay. İsim yok, şehir var.

Kaldığımız hostelin sahibinin kardeşi bambam. Turumuzun rehberi. Sağlam adamdı!

Mostar köprüsünün yakınında bir rest. Bu menü 5.5E idi. Avrupaya göre bedava.

Mostar’ın Hristiyan bölgesi. Köprü şehri ikiye ayırıyor.

Hırvatistan sınırı. Otobüs ile geçiş esnasında. Çok da nefret dolu bir muamele görmüştük. Bütün otobüs yerinde otururken bizi indirip saçma saçma sorular sorup çantalarımızın içine bakmışlardı. Bir noktada haklılar; Balkanlar’da ki  Türk imajını bilmeyen var mı..

Varış noktası; Dubrovnik. Enfes bir şehir.

Şehir’deki Anma Müzesi. Şehir baştan aşağıya yıkılmış ve tekrar inşa edilmiş aslına uygun olarak. Şehir dediğim ¨old town ¨. Fotoğraflardaki da hayatını kaybedenler.

Zagreb’den bir Balkan insanı. Balkanlılar çok atarlı ve enerjik bir topluluk.

Zagreb’deki oda-m.

Sovyet sızıntıları.

Avrupa’nın en çok sevdiğim yanlarından biri.Taksiler Mercedes.

Zagreb şehir merkezi. Şimdi böyle yazınca, İstanbul’un Avrupa’daki pek çok şehirden nasıl ayrıldığını farkettim. Bizde şehrin kendisi merkez. Tam Amerikan kafası.

Sokakta.

Büyük adam; Nikola Tesla. Bir de reaktörü var bunun. Önemli şahsiyet.

Bronz.

¨NATO’YA HAYIR“

Kravatı bulan ülke olmak kolay değil.

Opera Binası’nda oyun arası. Herkes böyle takım falan giymişti de -hatırlıyorum- biz alakasız kıyafetlerimiz ile balkonda izlemiştik oyunu.

Oyundan bir sahne. Oyunun adı tam hatırımda değil. Burak hatırlar ama..

Murtic’in calışmaları. Hoş şeyler yapıyor; http://www.murtic.com/

Devlet müzesinin asansörü. 3 kişiyiz aslında.

Klasik anlayışlar. Çok önemli eserler vardı.

Bir de şu var; Osmanlı’yı silip atmışlar resmen bu toprakların çoğundan. 90′larda burada savaşlar olduğu zamanlarda kendi tarihimize olan tutumumuzu da düşünürsek, pek de garipsenecek bir durum değil.

Modern Sanatlar Müzesi bu da.

Yanlış değil.

İmamı’nın aylık 18bin Euro maaş aldığı Zagreb Merkez Camii. İnanmamıştık ama kapıda Aston Martin’i de görünce..

Tekrar Sarajevo. Zaten belli de oluyordur. Çok özel insanları var.

Şehir arada kalmış bir geçiş bölgesi. İstanbul için denir ya, geçiş bölgesi. Bu söz biraz daha geniş çoğrafyalar ve medeniyetler için geçerli fakat buradaki olay daha ufak bir bölge için bir geçiş bölgesi.

İnsanları çok cana yakın. Fakat nesiller arasında inanılmaz bir uçurum var. Genç nesil ile bir önceki nesil.

Bosna – Hersek’de çalışanların çoğu kadın. Yani tüketim sektöründe çalışan. Pastane, kafe, market, otobüs durakları vs. Sebebi de savaş zamanında erkeklerin pek çoğunun hayatlarını kaybetmesi.

Çok karma bir ırk gibi. Kadınları Ruslar’ın vücutlarına sahip fakat enerji olarak Akdeniz enerjisi.. Hayal gücünüzü çalıştırın.

Ayakkabıları da giydik.

Evdeyiz.

Son 6-7 aydır yurtdışna çıkmadığımı farkettim yazıyı bitirirken. 3 ayda bir gelecek planlarım değişip ve bu planlara çok hızlı adapte olduğum için, yurt dışına ayıracak vakit bulamadım galiba.

Bir haftasonu belki Roma ya da Londra güzel durabilir yine de..

Neyse.

İftara 45dk.

Yazılarımı okuduğunuz için teşekkürler. Umarım bir şeyleri harekete geçiriyordur sizde bunlar.

L

No Comments »

No comments yet.

RSS feed for comments on this post. TrackBack URL

Leave a comment