Tam da gidip görmeye ihtiyacım olduğu zamanlarda denk gelen bir şehir..
İzmir’i bir başka seviyorum..Farklı havası,insanı,eğlence anlayışı..
İnsanların kafalarının rahatlığı,erken saatlerde işyerlerini ve dükkanlarını kapatmaları..
Bunlar bana Bari şehrini hatırlattı aslında.Hatta Akdeniz şehirlerinden İtalya’dakilere en çok benzeyen İzmir diyebilirim,en önemli fark insanların ten renkleri olabilir.
Güzel ve dolu dolu ( her dakikası ) geçen 4 gün 3 gece..
Ama tabi ki yine de format olarak lüks olan havalimanları arasında yer aldığı söylenmesi zor.Bunun da bir sakıncası yok aslında.
En çok gözüme güzel gelen görüntülerden biri de yerdeki yansımaların kalitesi.Bu kullanılan malzeme ile de alakalı tabi ki.Bu kadar istediğim gibi çıkmasına şaşırdım..
Sessiz sinema lomo sahnesi bunun adı.
İzmir’deki ilk sahneler..
İstanbul’dakinin aksine metro sistemi Avrupa’dakiler gibi..gidiş ve geliş kenarlardan değil de ortadan..bu daha güzel !
İzmir’in kendine özgü laflarından biri..Simite gevrek diyorlar..Bir kaç tane daha “saçma” isimler var..Hatırlayamıyorum şuan..Hiç bir şey yok..
İzmir’de her şey iç içe..
Fatih Ürek ?
Bu fotoğrafın hikayesi..önce domuz gribinin malum bir görüntü etkisi üzerinde duracaktım ama sorasında şöyle bir konuşma cereyan etti :
Arkadaşım : Hangi aydaydık ya biz şimdi ?
Ben : Mayıs
Maskeli ufak kız : ( Bir den gözleri açılır etrafı süzer ve kapatır,tekrar açar ) Kasım ayındayız!
Ben yanlış sözlere karşıyım,bu benim özelliğim ben düzeltirim ( Gözler kapanır )
Sen gazeteci misin ?
Ben : Hayır,fotoğrafçıyım.
Maskeli ufak kız : Ama kameran var ?
Ben : Haber fotoğrafları çekmiyorum ama
Maskeli ufak kız : Ne fotoğrafları çekiyorsun o zaman ?
Ben : Hmm….
…..
maskesinin altındaki ifadeyi çok merak etmiştim aslında..
İzmir’de hayat renkli ama tek düze.İzmir’liler daha çok şey istemeli bence daha çok şeyi hak ediyorlar fakat her şey yolunda gibi görünüyor onlara göre belki de.
Her şey bir yere sıkıştırılmış gibi..Ufak bir örnek,ben gayet güzel bir bira masasında ( pub ortamı ) biramı içerken yanımdaki mekanda adam rakı sofrasında whisky içiyordu..garip..
İzmir insanları çok hoş sohbet,sohbet etmeyi seviyorlar.İstanbul insanı daha çok hareketi seviyor,olay olsun heyecan olsun..Bu kadar..
L.
Hikayelerin bittiği noktada gerçek olan görüntülerin yerine hayallerimiz alır ve geride ise kalan sadece bir fotoğraf olur..
göz açıp kapayınca kadar bir süre, donmuşcasına bir görüntü fakat insan zihninde yer alan hareketleri..
renklerin bitişi ya da başlangıcı..siyah ve beyazın içinde kaybolan kırmızı,yeşil ve mavi..
o perdenin sesi ve deklanşördeki parmak izi..
işte..
Nikon F3′ümle bir kaç sahne daha..
Fotoğraftaki kişilerin ifadesi olarak hiç de buralara ait değilmiş gibi duruyor fotoğraf fakat tam olarak Taksim Metro’sundaydı..
Dikkatimi çeken şey,kızın saçları olmuştu..ne kadar da uzun ve dümdüz..
garip bir ifadesi var kızın..sadece kızın değil dikkatlice bakılınca her birinin bir düşünce içinde olduğu anlaşılıyor..
bir başka raylı ulaşım aracı İstiklal’deki tramvay..
karmaşık bir sahne içinde birden çok olay var..Fransız bir turist grubu olması gerek bunlar..
bir anda doluştular kameralarını çıkarıp sanki daha önce çalışılmış sahneler gibi çekmeye başladılar fotoğrafları..
soldaki iki adam aynı objeyi çekiyor gibi,büyük ihtimal sağdaki burnu görünen kadını..
bir önceki fotoğraftan belki 1 sn sonra sol tarafımda bu çocuk..
şuan unuttuğum bir arkadaşının adını bağırıyordu,onunla beraber gelmesi için..üstündeki ıslaklık yağmurdan..arkadaşı onunla tramvaya atlamayı kabul etmeyince pek de hoşnut kalmamıştı..
pek çok sahne vardı etrafımda ama önceliğim de sadece fotoğraf değildi o sırada..
ölüm tehlikesi ?
patlayıcı madde ihtiva etmektedir..ateş ve barut..
bu kadar seyrek blog yazmak canımı sıkıyor ama vakit denen şeyden daha çok olması gerek bunun böyle olmaması için..ya da günlerin 36 saat olması..
herkese iyi bayramlar !!
L.
Sadece bir an,bir saniye,bir kaç saniye hatta..arka arkaya gelen saniyeler ve kısa bir film parçası..
her saniyesi ile sanki bir film sahnesinden kopup gelen önümüzdeki masaya oturan tedirgin davranışı ile sanki izlendiğinin farkındaydı..
o an her saniyesi onu izledim,davetsiz bir misafir gibi ve kamerama uzandım..uzunca bekledikten ve hareketleri yavaşladıktan sonra..
insanları fotoğraflarken artık analiz de geliyor insanın zihnine öncesi ve sonrası gibi..sanki biliyordum bunu yapacağını ama tabi ki ortaya ne çıkacağını asla..
2 tane fotoğraf sadece ve onu bakışları..
fotoğraf denilen mükemmel şey !!

gözlerinde ateş,öfke,heyecan ve şaşkınlık…bunlar benim görebildiklerim..
Buna bakmadan önce buna bir göz at
http://leventkopuz.blogspot.com/2009/10/merhaba-nikon.html
Nikon F3 ile ilk filmimi bitirdim ve sonuçları burada göreceksiniz.
Her zaman ki gibi ilfrod-hp5 400 kullandım.Bunun da artılarını eksilerini biraz belirteceğim.
Nikon F3 bana diger analog kameralardan farklı olarak ne verdi ;
- En başta daha sağlam bir kamera ile haşır neşir olma hissi ki sağlamlığı severim ( bu noktada Alman kafalıyım )
- İçindeki karanlık ortamlarda yanan pozlama gösterge lambası dahil her bir noktası buram buram nostalji kokuyor,yani çok güzel bir dönem makinesi ve bunu da hissediyorsunuz
- Bu kadar eski zamandan kalmış bir alette bile ileri teknolojiyi görebiliyorsunuz yani karşılaştırma yapabilme imkanı sağlıyor ( Leica,Canon,Minolta vb. aletlere karşı )
-Biraz garip olacak ama etrafta duvara çivi çakmak içi çekiç kalmadığı zaman F3′ün kasası gayet kullanışlı!
- En son olarak da arada bir Niel Armstrong gibi hissetminizi sağlamıyor değil ^^
bu liste daha uzar gider..
fotoğraflara da geçmeden önce hp5 hakkında bir kaç sözüm var ;
-Filmin kocaman grenleri var bu da 1/60′ın altında ciddi anlamda keskinlik kaybına yol açıyor.
başka hiç bir kusuru yok ama tek bu nedenden dolayı bundan sonra pan 400′e şans vereceğim.
Anlatıma başlamadan önce belirtmek isterim,kameranın öne çıkan özelliklerini belirli şekilde ayırıp fotoğrafları da grupladım.
ve de fotoğrafların tamamı 35/1.4 AIS nikkor lens ile çekildi.
gece 2 gibi binanın girişi ve enstantene yaklaşık 1/30 civarındaydı.keskinlik kaybı ortada ama makinenin pozametresinin nasıl da güzel çalıştığı da aşikar..
kadraj alma pratiklerinden başarıszlıkla sonuçlananı..deklanşöre ve vizöre alışmak biraz daha zaman alacak gibi..komposizyon olarak incelemiyorum fotoğrafları,ki onlar benim burada yapabileceğim şeyler de değil pek tabi ki.
kameranın üst üste pozlama özellği,gayet kullanışlı ve bu tip sonuçlar çıkarıyor ortaya.
bir de bu kameranın perde ve ayna sesi yeri göğü inleten cinsten.Bunu avantaj olarak da kullanabiliriz,ortada fotoğraf makinesinden daha farklı aletler var izlenimi yaratarak…
çok kontrastlı gibi görünse de fotoğrafta detay kaybı oldukça az,hp5 ile alakalı bir durum tekrar.
çok kontrastlı gibi görünse de fotoğrafta detay kaybı oldukça az,hp5 ile alakalı bir durum tekrar.burada f yaklaşık 8 civarındaydı ve sonuç ortada.
uzak durun bu netleme prizmasından.
bu fotoğrafta aletin sağ tarafında bulunan ikinci mekanik deklanşörün yanlışlık ile basılması sonucu oluşmuştur.buna da alışmak gerekli tabi ki.buna alışmak oldukça zor olacak ama çalışmalara başladım.
en başta ;
-sağ-sol terslik kavramı
-ufak oluşundan dolayı açık diyaframdan kaçınma durumu gibi noktalar negatif yönü olabilir
ama ;
-insanların farkına varmamaları
sadece bu bile bu özelliği kutsal kılabilir.


buradaki fotoğrafta sahneyi izlerken kadrajımı ayarlamakta biraz zorlansam da 1m gibi kısa bir mesafeden farkettirmeden çekebilmek başarılıydı.şimdilik bu kadar…
iyi geceler dünya.
L.

































+copy.jpg)
+copy.jpg)
+copy.jpg)
+copy.jpg)
+copy.jpg)
.jpg)
+copy.jpg)