Durmadan dönecek ve hiç bitmeyecek bir şey bu olan.

Sabaha 3 kala,uykuya dalmadan hemen önce pencereden geliverdi gözüme sadece.Sonra kamera dolabımı açışım,masamın altından tripodu
alışım,usul usul salona ilerlemem ve pencereden gelen karın ilk soğukluğu.İşte,orada olduğunu hissettiren cinsten bir şey bu.
Önce biraz seyre dalmak,biraz geçmişe biraz da geleceğe dönmek..Başka hayatları düşünmek,karşında gördüğün binlerce hayatın varlığını hissetmek.
Neredeyse de hepsinin ışıkları sönmüş,sabaha 3 var artık..
Ve duyulan bir ses,bir nefes..
ya dışındasındır çemberin,ya da içinde yer alacaksın…

Her bir beyaz kar tanesi kadar git-gel yaşamak ya da sadece arkanı dönüp her şeye uykuya dalmak.
Binlercesinin karşımda yaptığı gibi işte…
Onlardan biri olabilmek..





Neredeyse de hepsinin ışıkları sönmüş bak,sabaha 3 var artık.



2 Comments »

2010′un ilk blog’unda daha önce kadrajıma almadığım 2 tane görüntü ve uzunca zamandır raflarda beklettiğim,tozlanmaya başlayan bir kaç fotograf var..
Sonuçta blog’a girecek fotoğraflar belirli bir elenme aşamasından geçip de kendi bekleme alanına geldikten sonra geri dönüşü olmuyor.
Hatta görüntülerin hepsi geçen yıla ait.Yenı yılın ilk blog’unda yeni yıla ait olmayan şeyler gibi algılanabilir fakat,”an” denilen şey geride kalsa da arkasında bıraktığı izleri ile biz yeni yıla adım atmıyormuyuz neticesinde..
Daha önce kadrajıma almadıklarıma gelecek olursam ;

Ateş fotoğrafta daha güzel görünüyor kesinlikle.Yanıcı maddelere olan ilgim ile de alakalı olabilir bu düşünce.

Güneşin denizden batışı.Daha önce böyle bir görüntüyü İtalya sahillerinden bir yerden video kaydına almıştım,ilk baktığımda o görüntüyü aklıma getiriyor ama hareketin durağanlığı aradaki farkı oluşturuyor.
Ne de güzel kış güneşi…
İlk fasıl sonlandıysa tozlu raflara geri dönebiliriz.
İnsan vücudu mu ? Kesinlikle hayır. Ufak bir başkalaşım.
Rafın en tozlu yerinden çıkan bu fotoğraf,Boğaz’da fırtınanın,Harem’den binip Sirkeci’ye gitmeye çalışmamı nasıl engellediğinin açık kanıtıdır.
İstanbul’u iyi bilenler dikkatli bakarsa fotoğrafa Vapurun burnu neredeyse Marmara’ya dönecek halde.Çünkü fırtına Boğaz’da bölgesel akıntılar oluşturacak kadar kuvvetliydi.
Kendini bir çeşit “slayer” olarak gören bir sahne sanatçısının dinlenme hali.
5. göz
Film Ekim’inden…Emek Sineması’nın kendini içine çeken atmosferi.
Ben de yer eden fotoğraflardan biri.Normalde deklanşöre basmadan önce vizördeki görüntünün ekranda nasıl duracağını öngörebildiğim halde burada işler tamamen başkaydı.
Ufak bir rüyaya dalış gibi,şehrin içinde bir sihir gibi…
Modern zaman insan tablosu.
Burada,en arka sıra solda ki 2 kişinin camdaki yansıması gerçekliğin arkasında yeni bir sıra varmış gibi bir etki bırakıyor bende.
Ya da gibi olmanın gerçekliği.
Sevgiler..
L

No Comments »