Geçen günün öğleninde evden sokağa adım attıktan 3dk sonra sanki birileri yukarıdan kova ile su boşaltmıştı üzerime. Tabi bir kaç gün öncesinde Galata Kulesi’nin dibinde isteyerek ve bilerek de benzer bir yağmurun altında sırılsıklam olup kıyafetlerimi beden ısım ile kurutmayı öğrenince, bu seferki yağmurdan sonra eve çıkmak aklımın ucundan bile geçmedi. Kelebekler Vadisi’nin etkisi de halen daha üzerimde kalmış olabilir aynı zamanda da.
Tek canımı sıkan noktası, Kabataş motoruna binene kadar kameramı çantamdan çıkarma isteğimi azalttı bu yaz yağmuru.
Anladığım kadarı ile bir tiyatro oyununa çalışıyor arkadaş. Şehirli olmak güzel bir şey.
İnce’nin her zaman ki gibi geç kalmasından ötürü İstanbul Modern’e yürüyerek gitmeye karar verdim. Bu kadınlar da bir adres üzerine tartışıyorlardı. Ellerinde harita bir oraya bir buraya gidip doğrusunu bulmak için çaba sarf etmek hoş bir görüntüydü. Yardım edesim de gelmişti de, çok sıcaktı hava.
Yolda moralimi yükselten bir şey.
Hayret burada Arap turist yok.
Sanat Limanı çalışmaları, Antrepo’da. Güzel bir ortam yapacaklar gibi geliyor. Güzel renklere sahip ve havası taze bir mekan. 2011 ikinci ayına kadar çalışmalar belirlenmiş.
Şehrin yarısı keşke böyle görüntüler verse bana.
Post-Modern Sanayi bacası.
Belki de 10 dk boyunca önündeki yukarı aşağı inip kalkan kapının açılmasını bekleyen arkadaş. En sonunda yorulmuş olacak, tabi o bunu yaparken ben halen daha İnce’yi bekliyordum. Neyse sonra kornoları da olmadığı için diğer arkadaşı olaya el attı ve içeri girdi. Ardından ellerindeki o ufak dört tekerli taşıtları ile korkunç bir gürültü çıkararak geçtiler.
Söylemem başka bir şey de, hüseyin çağlayan sergisi. Mutlaka gidin görün, moda’dan daha fazlası. İdeolojinin görünmezden, kumaşlara ve oradan da kıyafetlere nasıl görünür olduğunu hissedin. Beklediğinizden daha fazlasını bulacaksınız. Sergideki kısa filmi dikkatlice izleyin !
Keşke sokaklarda bunlardan olsa böyle. Fıldır fıldır gözlerimizi kullanmış olmayız hem.
Bu kadar fotoğrafın bol ışıklı bir günden çıktığını sanmayın, en başta bahsettiğim yağmur gerçekti. İnanmazsanız İnce’ye sorun.
Sevgiler,
Levent
İlk başlarda sadece kulaktan bile hakkında çok fazla bir şey duyamadığım, sonradan Can’ın doğa yürüyüşüne başlangıç olarak oraya gitmesi ile Kelebekler Vadisi hakkında düşüncelerim oturmaya başladı. Can’ın anlatımı ve bizim de ( Burak ve ben ) 3-4 günlük bir huzur arayışı içinde olmamız etkenleri ile kendimizi Fethiye’ye giderken bulduk diyebilirim.
Her zaman ki gibi, bizim tatil programımız ilk düşündüğümüz gibi yerinde durmayıp sonradan benim Bodrum’da da işlerim çıkınca Kelebekler’i terk edip huzurlu tatilimize orada devam ettik ve 8 günlük bir süre sonra tekrar dün kalabalık memleketimize geri döndük.
Söylemeliyim ki, daha önce Türkiye’deki hiç bir gittiğim yerden İstanbul’a döndüğümde bu kadar geri gitmek istememiştim. Kelebekler’den bahsediyorum tabi ki. Anlatması güç olacak ama, deneyeceğim.

Fethiye’den bindiğimiz taksi ve bana geçmişi hatırlatan görüntüler.
Ölüdeniz’e geldiğimizde, sanki gizli bir geçitten direk Kelebekler Vadisi’ne gireceğimizi zannettiğimiz anlar.
Bu sırada da tepemizde uçuşan plastik kuşlar.
Bir kaç saniye sonra, tabi bizim de her halimizden bir yerlere gitmeye çalıştığımızı anlayan Kelebekler servisi yetkilisi yanımıza yanaşıp, gerekli olan biletleri verdi ve 3dk sonra kendimizi suda yüzen bir serviste bulduk.
Çünkü Kelebekler’e karadan giriş yok.
Ölüdeniz’in ufaktan bir görünümü.
Servise bindiğimde dünyanın en hippie insanları ile karşılaşacağımı düşündüren atmosfer. Yolculuk yaklaşık 23dk. sürüyor. Yol boyunca insan kendini bu filmlerdeki gibi bir deneye götürülen gruptaymış gibi hissediyor.
İlk günün akşamında Kelebekler’de gün batımı…
Ve de Vadi’ye düşüşü…
Sonraki sabah Bungalow’umdan kafamı dışarı çıkarıp gördüğüm görüntü.
Bungalow’lar gayet atmosfere uygun bir dizayna sahipler. Pencere yerine hasır, kapı diye 4 tane tahta parçası gördüğünüz gibi temelleri de ne kadar rahat olabileceğiniz ile doğru orantılı olarak sağlam. Bazen yıkılacak gibi oluyorlar ve gıcırdama sesleri de çıkarıyorlar fakat gördüğünüz gibi ayakta halen.
Kelebekler’de sebzeler ve bazı ürünler daha direk ekilerek elde ediliyor. Vadi’de müthiş bir iş bölümü var, bunu da hissediyorsunuz.
2 tane ölü balık.
Vadi’nin mantığını anlatan bir uyarı.
Öğlen saatlerinde yemekten sonra yapılacak en güzel şey Siestadır.
Kelebekler’in yapısına uygun hediyelik eşyalar. Bazıları gerçekten özel ve el yapımı şeyler.
Kelebekler’in denizi İngiliz bir gazete tarafından Türkiye’nin en güzel 2. denizi seçilmiş. Doğru bir tespit kesinlikle.
Sabahlamak için mükemmel bir yer.
Günün belirli saatlerinde gidiş-dönüş’ü 15TL olan bilet alıp Ölüdeniz’e gidip gelebilirsiniz. Servisten inerken eşyalarınızı İMECE usulü, indiğiniz yerden kumsala kadar herkes elden ele uzatarak ulaştırıyor. Bu andan itibaren Kelebekler Vadisi’ndeki bütün insanlara gizli bir ” merhaba ” diyorsunuz işte.
Akşam yemeklerinin ve kahvaltıların yendiği alan. Açık büfe ve taze olan besinlerden istediğiniz bir tabak yapıp Vadi’nin herhangi bir yerinde de yemeniz mümkün, tek kural tabağınızı geri getirmeniz.
Vadi’de, 2 tane kokteyl ve her türlü legal içeceği bulabileceğiniz bar, 1 tane yemek saatleri dışında bir şeyler yiyebileceğiniz cafe, 1 tane de geceleri 22.30′dan sonra hareketlenmeye başlayan büyük kayaların üstünde mükemmel bir manzarası olan disko tadında bir club’u var. Burada da gece boyunca slow dance parçaları çalıyor. Hatta çok iddaalı parçaların çaldığını bile söyleyebilirim.
Vadi hayvanı.
Vadi’de her bölgede elektrik bulunmadığından dolayı, jeneratörün çalıştığı saatlerde insanlar telefon gibi aletlerini buradaki çoklu prizlerde şarj ediyorlar. Sarja koyup saatlerce ortadan kaybolan bile var, inanması zor ama 3-4 tane iphone 4-5 tane BB’nin yanyana olduğunu gördüğüm halde hiç kaybolma haberi duymadım telefonlar hakkında.
Bu fotoğraf da özel istek üzerine Aslı’ya armağandır.
Koyun diğer ucunda da manzara bu şekilde. Suyun üzerindeki zodyak ile de, günün herhangi bir saatinde acil bir işiniz varsa sizi Ölüdeniz’e götürebiliyorlar.
Diğer uçtaki bar.
Temizliğe giden yol. Lavabo, duş ve tuvalet ortak, fakat sıkıntı olmuyor bu da.
Benim fakirhane ile bitiyor Kelebekler Vadisi.
Farklı bir büyüsü var oranın. İnsanın içine işleyen ve onu geri çağıran. Her an gidebilirim tekrar oraya, İstanbul’daki işleri halleder halletmez. Gecesi gündüzü her anı ile insan kendini ve beraberindeki insanları daha iyi tanıyor.
Ve Bodrum’a doğru…
İlk günün sabahı Bank-Ev sitesi.
Tuzlu sudan korunma yöntemleri – 1
Sitenin sokak arası. O güzel beyaz evler.
Sitenin rottweiler’ı. Sadece uyuyor şuan ^^
İBB’nin buraya da el atıp ulaşıma çözüm bulmasını istiyoruz. Ya da insanların daha yardım sever.
Yazlık trafik polisi. Bence çok karizmatik bir meslek.
Yalıkavak’tan bir arkadaş.
Yanlışlık ile dondurucu da unuttuğumuz süt. Uyandıktan 17sn sonra çekildiği için bu fotoğraf gayet bitik haldeyim.

Yapması zor ama zevkli bir olay. Takım ruhu işe yarıyor. Her ne kadar Burak biraz kontrolden çıkmış gibi görünse de burada, yine de devrilmedik neticede.
Geçen seneki yerde, Tuğçe.
Ve Atilla.
Ve ıstakoz Burak.
Bodrum’da 2. gün ilk iş olarak kiraladığımız scooterımız. Çok işe yarayan bir alet. Hele geceleri Turgutreis ve Yalıkavak yollarında müthiş oluyor.
Hazır motorumuz da varken, bir yerler keşfetme parolası ile çıktığımız yolda İstanbul’daki Cihangir kıvamında olan bir yere gittik. Limon Cafe’de bir süre sonra Apple Martini’lerimizi içerken Necati Şaşmaz ve Kurtlar Vadisi’nin senaristi gayet sıcak ve samimi bir tavırla içeri girdi. Burada söylemem gerekli ki, Kelebekler Vadisi’nde de Kurtlar Vadisi’nden Memati ( gerçek adını bilmiyorum ) ve Eren röllerinde oynayanlar vardı. Sanırım bir vadi çekimi söz konusu olmuştu orada da. Ya da bizde bir şey var.
Neyse, Gümüşlük’te yer alan bu cafeye kesinlikle gitmekte fayda var.
Tropical bir havası olan barı.
Ve gün batımı… Güzel bir müzik ve ılık bir meltem eşliğinde…
Dünyanın en hızlı barmaid’i. İnanılmaz serilikte siparişleri veriyor, tek sıkıntısı ise o kadar kokteyl’den sonra gecenin köründe filtre kahve siparişi almakmış.
Dönüş yolunda, gecenin köründe bir benzincide.
Yine yol üstünde bir esnaf lokantası.
Turgutreis’de ay meraklısı bir abimiz.
Turgutreis’e önceki gelişimde daha çok keyif almıştım. Nedenini tam çözemedim.
Dönüş için koltuklarımızda hazırız !!
Aslında bir önceki fotoğraftan sonra blog’u tamamladım diyerek kamerayı kaldırmıştım, ta ki bu görüntüyü sabahın 07.30′unda görene kadar. Çok sevdiğim bu kare ile de 8 günlük macera sona erdi işte.
Sevgiler,
L
Blog yazmanın eksikliğini hissetmeyi bile kaybetmişken, artık blog’luk fotoğraflarımı klasörlemekten sıkıldığım için son kez bir çözüm gayretine girip şuan bunu başardığımı görüyorum.
Tabi ki bu noktada önce Mehmet Karacabey’e sonra da Yasin Güven’e teşekkür etmem gerek. Ben ki kodlama ve türev web uygulamaları ile alakam yoktur, benim yerime bunu yerine getirdiler ve bu yeni alanımda bloglarımı tutmaya tekrar başlıyorum yaklaşık 4 ay sonra.
Neden buradayım peki ? Sadece ve sadece fotoğrafları daha yüksek çözünürlükte yayınlayabildiğim için.
Yeni bir başlangıcı yeni bir lens ile yapalım o zaman, geçen hafta aldığım nikkor 55/1.2 lens ile geçirdiğim 5-6 günlük süreçte ortaya çıkan fotoğraflar.
lens icin http://www.mir.com.my/rb/photography/companies/nikon/nikkoresources/50mmnikkor/adoram55mmf12AI_A.JPG
Haftanın en az 2 günü gittiğim Sirkeci’de Fuji Superia filminin yıkanmasını beklerken Kurukahveci Mehmet Efendi’nin oralarda attığım turda kahveleri dizmeye çalışan bir çocuğun uzaylı görmüş bakışı.
Sigara yasağının olduğu Kapalı Çarşı’da bu sahneyi gördükten sonra kadının yanına gidip ” Sigara burada yasak ” dedikten sonra yanındaki adamdan ” Ama ona serbest diyip ” sırıtınca adamın işine amacına mani olmamayı düşündüm.
Burada lensin keskinliğini az çok görebilirsiniz, f/5.6
Burada da düşük ışıkta lensin renk algılayışı ve blur dokusunu görebilirsiniz. By Retro’da çekim için kostüm bakıyorduk.
Günün sonunda Füniküler’den eve doğru gidiş…
Sonraki gün Kuzguncuk’ta lise mezuniyetine giden bir grup neşeli genç.
Kadıköy’deki Beşiktaş İskelesi. Bunu söyleyince aklıma geldi, bir keresinde bir arkadaşıma Kadıköy’de buluşalım demiştim de O da nerede diye sorunca Karaköy İskelesi’nde diye cevap vermiştim. Gittiğimde Karaköy’deki Kadıköy İskelesi’nde olduğunu ögrenmiştim. Benim zeki arkadaşım.
Ve yuvadayız, Çınaraltı. Tekrar düşük perde hızında bir görüntü. f/1.2
Tekrar Sirkeci’ye doğru. Karaköy tramway durağı.
Burada lensin keskinliğini daha net görebiliriz. f/8
Bir moda çekimi kıvamında ifadeler, uzaktaki abi backstage çekiyor.
Bu da lensin bokehleri ve blur dokusu.
f/1.2, 1/20 ama keskinlik ortada.
Metrobüs’ten Bahçelievler’e doğru. Ne kadar da yanıltıcı bir fotoğraf değil mi ! Çoğu zaman göründüğü çıkmıyorlar çünkü.
Tekrar eve dönüş, Beylerbeyi.
Yeni Camii’nin Meydanı’ndaki modern sanat eserimiz ve onu anlamaya çalışan güzel insanımız.
” The Morning Line ”
Lensten aşırı derecede memnunum söylemek gerekirse. Saf metal ve optikten yapılmış. 1 gram plastik yok.
Blog yazmayı özlemişim, her zaman için yeri farklıdır bende.
Yakında tekrar !!
L












































































