Bu fotoğrafları ortaya çıkarmaya pek de niyetim yoktu aslında. Hele ki böyle bir zamanda, bu fotoğrafların çekildiği yerlerde şuan kargaşa ve kaos rüzgarları esmekte. Bu doğu diyarlarına benim ayak basmam ile de alakalı olabilir tabii bu mevzuların ortaya çıkması.
Fena karışmış haldeler şu an araplar ve farslılar. Buradaki fotoğrafların çoğu Ortadoğu’ya ait, azı da İran’a ait.
Uzun uzun bir blog olması yerine fotoğraf altmetni tadında bir şey olacak.
Bir de fotoğrafların hepsi Nikon F3 ve Nikkor 50/1.4 lens ile çekildi. Film de Kodak 400 NC Professional. Yıkama ve tarama bana ait değil. İyi yıkayamam ben zaten..
Önce Şam’da tanıştığımız ve hatta bizimle röportaj yapan Kanal D ekibi ve bir de gazeteci bir bayan. Ortadoğu’ya bir kaç yüz bin kere gelmişti diye hatırlıyorum şimdi. Burası Lübnan sınırı.

Beyrut’un girişinde sizi güler yüzlü askerler karşılıyor böyle. Böyle durduğuna bakmayın, kutsal topraklarda mevzular sandığınız gibi değil. O yüzden normal olmasa da ” normal ” bir görüntü bu.
Beyrut’ta saldırıdan sonra yeniden yapılan binalar.
O güzel binaların içinden bir kafe.
Beyrut’ta alışveriş merkezi. İsimleri unuttum. Güzel ve şık bir yer.
Beyrut bebesi. Bu Beyrut gerçekten güzel şehir. Gidin görün.
Beyrut güzel yer. Kafası var.
İşte adam bu! Bizi Beyrut’tan hostel’e götüren taksi şoförü. O bölgenin en çılgın araba kullananı diye geldi kulağımıza zaten sonradan. Duruştan belli değil mi ?
Şam’da ıssız bir gece.. Ramazan ayı olduğu için iftar vakti ortalık sessiz sedasız.
Devriye atan memurdan bozma polisler.
Şam. Filmlerdeki gibi.
İftar sonrası dinlence. Rahat adamlar bunlar. Ya böyle diyorum da daha Esad bugün çıktı konuşma yaptı. Durumlar değişti, tekrar gitmek gerek bir sene sonra falan.
Zanaat gırla.
Sözler kifayetsiz…
Şam’ın hıristiyan mahallesindeki en büyük kilisenin çatısından kuzeye doğru.
Bu da batıya doğru. O arkadaki tepeye de çıkmak gerekti de çıkmadık.
Bu da alt kattaki pazar ayini.
Din algısı o kadar farklı ki, direk yaşam tarzını ve medeniyet biçimini de farklılaştırıyor. İyi veya kötü demiyorum fakat durum böyle. Bu bebeler de eğleniyor burada işte.
O adam vurmuş su çıkmış oradan!
Merak uyandırıcı. Anladın sen..
Şimdi buralar çok karışık çok..
Cuma namazı esnasında Emevi Camii.
Bu da Beyrut’a giden-gitmeye çalışan-gider gibi yapan otobüste uyuklayan bir arap. Aslında bu toplumun yarısından fazlası yazın uyukluyor. Çok şaşırıyorum şuan nasıl böyle isyan falan ediyorlar. Yedikleri bir şey mi dokunmuş acaba!?
Ek koltuk koymuşlar.
Ne demiştim az önce.
Turist.
Ve Tebriz’deyiz. Gecenin köründe Van’a geçecek otobüsümüz.
Tebriz. Tebriz eskiden Şah döneminde büyük şehirmiş. Çok fazla azeri zengin var zaten orada. Yani derin bir şehir.
Otobüs garındaki ” anormal ” adam ve onunla dalga geçmeye çalışan ” anormal ” adam. Durmadan cebindeki paraları sayıp cebine koyup sonra tekrar çıkartıp tekrar sayıp tekrar cebine koyuyordu. Ben de belki bir şeyler değişir diye para bırakmıştım yanına ama değişmedi, onu da sayıp cebine koydu. Güzel adamdı.
Bunu hatırlamıyorum.. Tebriz’de bir olaylar..
Nargile olayları da farklı burada. Bu amca nargile olmuş.
Ara sokaklar..
Ya bu İran’da yanlışlıkla rejim bir değişse varya, neler olur neler!
Kafamı kaldırınca gördüğüm görüntü..
Bu bir şey mi! Bunu iki kişi yapan bile var. İran’da motorcular çok çılgın!
Mr. Cool
Trafik ışığı olmayan kavşak.
Severim bu fotoğrafı.
Geceler.. Ne gecesi ya, çok gizli şeyler bunlar çok.. İran’da gece başka bir ülke var gündüz başka..
Antikacı amca. 450 yıllık osmanlı parası vardı. Efsane bir şeydi.
Ama adamı da ektik, işten sonra yemeğe davet etmişti bizi de ben istemedim sanırım. Son günlerdi, çekemezdim öyle laklak muhabbeti.
Tebriz demek para demek.
Bu fotoğrafı da hatırlıyorum neden çektiğimi. Tam olarak son pozumdu filmdeki. Bunu çekeceğim unutmayacağım demiştim. Güzel gelmişti o an gözüme de şuan bir olayı yok. Grafik işte.
Bu arada dün Into to Wild’ı izledim. Her an bir çılgınlık yapabilirim!!
Sevgiler,
L
Terk edilmiş bir oto yıkama. Arkasında gizlenen bir kaç tane daha senaryo var aslında. Önünden geçiyordum, önce ışık sonra scooter sonra da yerdeki yansıma dikkatimi çekti. O an göremediğim fakat zihnimde canlanan görüntü ise sonradan oluştu.
Bir kaç sahne sonra oto parka baskın yapılır ve sol taraftaki kapıdan içeri giren alacaklılar hemen yanlarında duran dolabın arkasındaki gizli kapıyı görmezler. Masadaki kül tablasında sigara daha yeni sönmek üzeredir. Alacakları yerine yıkama sırasında bulunan iki aracı alarak ortadan kaybolurlar.
Bana da bu sahne kalır geriye.
L
Ben bu çalışmaya ilk başta ” Baş ağrısı ” dedim. Sonra İnce Mehmet’e sordum, ” Berlin duvarının yıkılışı ” dedi. Fotoğraf eleştirmeni Merve Ünsal’a sordum, ” Bu fotograf tek basina bir fikrin baslangici gibi sanki, kadinin transformasyonu, kadinin ikilemleri gibi okuyorum. ” dedi ve içimdeki ilham perilerini harekete geçirdi.
Bu solo çalışmada, güvendiğim gözlerin neler hissettiğini bilmek çok önemsediğim genç bir düşünür kesimin kesitini görmek gibi benim için.
Açıkça söylemek gerekirse, bazen konular sizi objeye götürür bazen de objeler sizi konuya. Benim etkileşimim objeler üzerinden giderek konuyu yakalayıp onun derinliğine inmek olmuştur fotoğrafa ilk başladığım yıllarda. Bu durum her geçen yıl biraz daha tersi yönde de değişerek gelişiyor. Bu çalışmada da objelerin beni konuya götürdüğünü söylemiş olursam doğruyu açıkça söylemiş olurum.
İçsel bir devinimin anlık bir görüntüsü bu. Kadının bize göstermek istemediği ruh hallerinin, onun izni olmadan görmemiz. Daha da önemlisi buna istemsizce tanıklık etmemiz. Bunun getirdiği toplum ve bireysellik ilişkisi kurma sorumluluğu. Her şeyin arkasında ise sadece bir kadın portresi. Aslında çok belirgin değil mi, cümlelerimi kapayamıyorum. Daha bitmemiş bir düşüncenin sonlanmış bir paylaşımı çünkü bu. Olgunlaşmadı henüz.
Bu fotoğraftaki bir kadın olmasaydı eğer yine bunları hissedemezdim.
Derinlerine ineceğim de bir gerçek ileride. Belki bu solo çalışma ile belki de bir fotoğraf serisi şeklinde. Her şekilde bu hissin kaybolmasına izin vermeyeceğim.
L

















































