Bu Nikon F3 tam sokak fotoğrafçılığı için üretilmiş bir alet. Tabii bir Leica gibi olamaz da yine de çok uygun bir alet sokak için. Bu yargıyı yaparken ki en ağır basan gerçek ise, F3′ün kadrajı yukarıdan gösteren vizör kısmının çıkma olayı. Çok da amatör bir tanımlama yaptım ama olsun. Yani bel hizasından da çekebiliyorsun fotoğrafı gözünü vizöre dayamadan.

Bunun faydasını ve ne anlama geldiğini aşağıdaki fotoğraflarda daha iyi anlayacaksınız.

Bundan ziyade söylemek istediğim şey, siyah-beyaz fotoğraf çekin. Hayatımızdaki renklerin değerini daha iyi anlıyoruz. Ya da boşverin… Kafanıza gözlük takın toka niyetine, bu daha eğlence verici.

Böyle cümleler kuruyorum da bazıları bana “millete üstü kapalı giydiriyorsun” diyor. Alakası yok, gayet samimi bir şekilde içimden geleni söylüyorum bu gözlük gibi muhabbetlerde.

Neyse, şimdiki fotoğraflar çok taze ve heyecanlı.

Gidilmesi gereken yerlerin başında geliyor bu yaz İstanbul’da. Saltonline Sanat Galerisi. http://saltonline.org/tr/

Garanti Bankası sanata bulaşınca iyi şeyler çıkıyor ortaya. Yine de Hasankeyf’e yaklaşımını değiştirmiyor bu durum. Farkındalık önemli.

Saltonline’dan.

Bu fotoğrafta biraz sıkıntı var gibi. Sütunlar güzel ama.

Bu adamlar (Üsküdar-Beşiktaş motor hattı kaptanları) işlerini yaparken sanarsın ki Panama’yı geçiyoruz. Çok ciddiler, çok güzel. Yıllar önce neydi öyle adamın elinde bilet, motorun içinde kesiyordu.

Mimari fotoğraf güzeldir. Fotoğrafa başlama nedenim.

Metroda sarsıntıdan yere düşme pahasına okumaya devam eden abi. Ne okuduğunu göremedim. Arkadaki de beni kesiyor.

Turist kafaları.

Dertli.

Biraz daha motor fotoğrafı çekersem sanırım, bir sergi açabilirim bu yolda. Üsküdar’a inerken gecenin bilmem kaçında.

Bunu sevdim ben. Çok klasik ama net bir fotoğraf. Herkes bir şeyler ile uğraşıyor. Midyeci abi iyi epey.

Starbucks halleri.

Modern Ara Güler kafaları.

Çekiyor muyum diye bakıyor inceden. Oysa ki çok hızlı, ahlaksız ve camın arkasındaydım. İyi farketmiş.

Durumsal kare.

Bu fotoğrafı yıkattıktan sonra, “neden bu fotoğrafı çektim ?” diye sordum kendime açıkçası. Grafiksel olarak lateral bir T harfi var, onu görmüşümdür diye de cevapladım. Ya da kendimi yiyorum.

Eskiden hep böyle şeyler çekerdim ben..

O değil de, yine motorda bir fotoğraf. Az kaldı sergi ben geliyorum..

Bu da gemi. Yaşar’ın Gemisi.

Bu fotoğraf renkli olsaydı bildiğin berbat bir şey olurdu hiç bir anlamı olmazdı. S/B olmuş da bir şeye benzemiş.

İşte geldik asıl fotoğrafa. Bu fotoğrafı nasıl, nereden ve ne zaman çektiğimi hatırlamıyorum. Hiç bir veri yok zihnimde. Kayıp halka.

Endişeye gerek yok, bu sefer gemideyim. Yine de bir motoru çekmişim. Amacım kıyaslama yapmaktı arkadaki İspanyol çıkarma gemisi ile.

İstanbul öyle bir şehir ki, istersen yalnızlığını dibine kadar yaşarsın. Tek mesele şehri tanımakta.

Bu da olsun dedim. İlerde arşivlik olur para eder belki. ^^

Yanlış taksi seçimi.

Sirkeci ve o bölgeler böyle trafiğe kapatıldı çok da güzel oldu. Geçen gün de 15 tane falan hamal gördüm böyle mal taşıyorlardı oradan oraya. Tam Ara Güler kafaları yine. Çekmedim ama.

Bunun da bir olayı vardı fakat anlatması karışık biraz. Aslında bu kadar düz ve sade bir fotoğraf değil bu. Amca ile teyzenin farklı bir ilişkisi vardı öncesinde, böyle şey gibi.. Yandaki adamı ise konumlandıramıyorum..

.

Seçimlerin en çok sevdiğim kısmı demokratik hakkımı kullanıp birey ve vatandaş olduğumu hissetmem falan değil asla. O kadar bayrak şu bu .ok püsür asıldıktan sonra hepsinin 3 saat içinde toplanması. Saygı duyuyorum bunu yapanlara. Şey kafası gibi “hadi hadi hızlı olun maç başlayacak, kaçırmayalım sonra..”. Maç dediğim de sabahki seçimler.

Papergirl olayı. Facebook sayfası. http://www.facebook.com/papergirlistanbul Çok güzel bir olay bu. Açılışından kare.

Böyle bir fotoğraf daha çekmiştim daha önce. Demek ki eller ilgimi çekiyor. Bak kendini tanımana da yardımcı oluyor fotoğraf. Ama çekmeyin siz, toka takın.. Pardon gözlük gözlük..

Sarı çizgi.

Saltonline. İstiklal’den geçerken. Sevdim bu kareyi.

Bu ve bundan sonra ki 3 fotoğraf için sizi buraya alıyorum; http://www.leventkopuz.com/blog/archives/630

Yine F3′ün üstten bakma olayı sayesinde çekilmiş bir fotoğraf.

Melsa.

Bu da üstten. Yoksa çekmek cidden çok zor. Tek tatsız olayı, perdenin 60 desibellik çıkardığı ses.

popo.

Bu da tam bir turist kafası. Sanırım dünyanın her yerinde bütün taksi şoförleri “information” olarak kullanılıyor.

Kaçmasınlar diye kapatmışlar kapıyı.

Bu sene nasıl bir patlama var. Herkes iki tekere biniyor. Herkes de bir scooter. 4 tekerliler de bilinçleniyordur umarım ufaktan 2 tekerlilere karşı. Yoksa yandık. Kask mask işe yaramaz, aman dikkat. Çok ebevyn ağzı oldu bu.

Anlamsız. Sokak ortasında. Meydanda hatta.

Asmalı. Daha iyi anlamak için bunu izleyin: http://vimeo.com/25261453

Ama blog’u bitirdikten sonra izleyin. Video uzun biraz.

Gömlek giyen şık olan stil sahibi yaşlılara büyük saygım var.

Bu da Big Daddy.

Bitti.

No Comments »

Seçim de bitti gitti. Sırf seçim yüzünden bu blog’u bugün yayınlıyorum. İnsanlarımız hipnoz olmuş gibi, 4 yıl boyunca sadece oturarak siyaset yapmaya çalışıp seçimlerden sonra da herkese küfür ediyorlar. Tabii çoğunluğu bu şekilde değil ya da ben öyle olduğunu temenni ediyorum. Neyse, hayat devam ediyor..

Son 2-3 yıldır hissettiğim bir şey var ki, o da; İstanbul’da güzel şeyler oluyor. Mükemmel bir yapılaşma, rantçılığın ortadan kalkması veya bu tip kurumsal şeyler değil. Sanat adına, üretkenlik adına ve daha çok da toplum bilinci adına güzel şeyler oluyor.

Bu saydığım 3 nokta zaten bir biri ile kıyasıya ilişkili bir halde. Bu ilişkinin de İstanbul’da en çok açığa çıkan yerlerin başında da Beyoğlu – Kuledibi ( Galata Kulesi ) geliyor.

2010 Kültür Başkenti mevzusundan sonra İstanbul ile Avrupa’daki genç ve üreten insanlar arasındaki iletişim daha da hızlandı. Avrupa’daki insanların İstanbul’un gençlerinin enerjisinden etkilenmesi, yeni keşfedilecek bir yer olarak görmesi ve kendilerinden de bir şeyler katması büyük bir gerçek.

Kendilerinden kattıklarının en iyi örneklerini de işte bu Kuledibi’nde görüyorum ben. Kuledibi bugün bir Barcelona, Roma ya da Paris’in Bastille bölgesindeki gibi ” public life style ” denen, sokak yaşamının çok canlı bir şekilde yaşandığı bir alan haline geldi. Üreten sokak sanatçıları, gençler, dinlenmek ve temiz hava almak için gelen başka insanların buluşma yeri oldu. Özellikle bu yaz akşamlarında.

Bu mevzu çok önemli bir nokta çünkü,  bu durum AB Uyum Yasaları ile olacak bir şey değil, bu tamamen algının genişlemesi ve mantık süzgecinin çalışmaya başlaması ile ” mecburiyet ” olmadan tercih edilen bir yaşam tarzı.

Aslında konu daha derin ve üzerinde konuşulacak çok şey var fakat neticede ben fotoğraf blog’u tutuyorum. Ufak göndermeler yeter burası için.

Bu yüzden geçen akşam Kuledibi’nde oturduğum yerden etrafımda olan biteni fotoğrafladım.

Pantolonunuzun kirlenmesini dert etmiyorsanız yere oturabilirsiniz. Şöyle söyleyeyim hatta; siz bugün Kuledibi’nde her hangi bir yere tutup da elinizdeki içeceğiniz ile oturamazsanız, ilerde ” yanlışlık ile ” Roma’ya gittiğiniz zaman İspanyol Merdivenleri’nin tadını asla çıkaramazsınız. Bunu, popoları değerli gençler için söylüyorum..

Bu kızın yaptığı şey, diğerlerinin yaptıkları arasında en ilgimi çeken ve yapmak istediğim şey.

Cephane solumda.

Boğa testislerine benziyor.

Herkes kendi keyfinde. Öğrenmemiz gereken bir şey bu. Herkesin bir birinin meselesine burnunu sokmasının ne kadar zarar verici bir şey olduğunu artık anlamış olmalıyız. Tabii tamamen duyarsız hale gelmeden..

Ahmet de farklı açılar deniyor.

Kirlenmek güzeldir.

Bu da Kuledibi’nin Kulesi.

Güzel şeyler oluyor bu şehirde evet. Değerini yeniden keşfediyoruz belki de şehrin..

Bu arada bu yaz farklı ve daha güzel bir yaz olacak !!

No Comments »