Bu blog biraz karışık konular içeriyor. Tam bir konu başlığı altında toplamaktansa şunu söylemek daha uygun olur; bir kaç saatte içinde Galatasaray-Pera hattında çekilmiş fotoğraflar bunlar.
Bu aşırı sıcaklar da gerçekten insanın düşüncelerini sağlıklı bir şekilde kontrol etmesine imkan vermiyor. Yapay soğutma sistemleri de çok iç açıcı gelmediği için bana, bazal metabolizmaya geçebilirim bu hafta sonundan sonra.
Yine de aklıma gelmişken, bu fotoğrafların en büyük ortak özellikleri aynı lens ile çekilmiş olmaları. Son bloglarımda sıkça bahsediyorum, dijital full frame kameralara eski nikkor lensleri takıp kullanma olayı diye bir şey var.
Size tavsiyem bunu yapın. İhtiyacınız olan malzemeler, bir full frame kamera, bir nikon dönüştürücü adaptor, netlemek için uygun focusing screen ve tabii manuel focus nikon lens.
Nikkor lensler hakkında detaylı bilgi: http://www.kenrockwell.com/nikon/nikortek.htm
Manuel Focus Nikkor lenslerin listesi: http://imaging.nikon.com/lineup/lens/list.htm#manual
Aşağıdaki fotoğraflar da bu listedeki 35/1.4 ile çekilmiştir.
Fakat ben de bir de, 55/1.2 var. O ise bu listeye girmeyecek kadar özel bir parça.
Bu karışımın faydaları ise, düşük fiyata çok yüksek nikkor lens kalitesi, daha doğal renkler ve en önemli olanı da sokakta kocaman lensler ile dolaşmamak.
Neyse, anlayacak olana bu kadar laf yeter.
ince’nin mamasını yeme süresince ilgi alanıma giren şahıs. Uzunca bir süre ailesl mevzular konuştu birisi ile telefonda. Sıkıntılarını çözmüştür umarım.
Karşısında da bir bebe vardı, bir yandan da onu besliyor bir yandan da kameralara oynuyordu.
Yalandan tripler.
Fakat yine de en önemli olan detay, kafasındaki gözlükler!!
Kampanya başlatacağım yakında, gözlükleri kafanıza değil gözünüze takın diye.
Bunları söylerken de, bu da içimizdeki İrlanda’lı işte. Bu ne saçma bir insan icadıdır. Yakana tak, sırtına koy, üzerine otur ama kafana takma.
Sen takabilirsin ince.
Burger King’de bekleme anında etrafımda olan bitenler..
Hormonlu domates işte böyle olur.
Bu tip sahneler gelince karşıma, olay anını hayal etme güdüsü doğuyor içime. En son ki konumlanmayı oluşturacak varyasyonel davranışların dizini..
Bunlar yan yana oturmuşlar, kesin sevgili falanlar. Ne tatlı..
Hmm..
Şu sağdakı Barcelona adlı yer de, ergenken gittiğim ilk randevu mekanımdır. Kafası vardır.
Sanatın kendisi bu adam işte.
Mısır Apartmanı’ndan.
Nedir bu Mısır Apt. olayı diye sorarsan da; http://tr.wikipedia.org/wiki/M%C4%B1s%C4%B1r_Apartman%C4%B1
35mm ile bu tip komposizyonlar tatlı olurlar.
Gecenin üçü.
Bu arada, fazla güneşte tutmayın çocukları…
L
İstanbul’un son zamanlardaki en popüler yerlerinin başında gelen Asmalı Mescit’te bir karnaval vardı. Bildiğimiz bir karnaval ile yakından uzaktan alakası yoktu ama yine de İstanbul için sıradışı sayılacak bir olaydı denilebilir.
Hazırlıklarını 6 gün önceden yapmaya başladığım bu festival…. Ne hazırlığı, aldım yanıma bir kaç dostumu, sırtımda da çantam içinde kameram “arkadaşa bakıp çıkacaktım” misali Jurnal Sokak’a doğru sallandık.
Akabinde gelen yüzlerce insan. Ben Asmalı’yı bu kadar kalabalık gördüğümü hatırlamıyorum.
Kalabalığın içine girip de yürümenin imkansız olduğu anlarda, olay yerine gitme isteğimiz daha da arttı. Neyse, eski Babylon Lounge’un önünden aşağı doğru inip (olay yeri sokağı) aşağıda bir cafede oturduk.
İnsanlar güzeldi. Bu tip sokaksal olayların katılımcı kalitesi yavaş yavaş yükseliyor. Bu sevindirici bir şey. Fakat daha sevindirici olan şey ise, insanların sokak ile buluşmaya başlaması. Sokakta bir yaşamın (sanat, müzik, yeme-içme, sohbet) olduğu gerçeğini idrak etmeye başlıyoruz. Umut verici.
Tünel-Galata taraflarında bu kültür yer etmeye başladı. Avrupa’lı turistlerin de bunda katkısı yok değil. Bu mevzu için daha detaylı bir blog yazmıştım aslında. 2-3 blog önceki olabilir.
Dakika bir, gol bir. Otto’nun sokağı.
İlk hedefimiz bu sokağın sonunda ki cafeye ulaşmaktı. Biraz zorlansak da başardık. Neyse, burası olay sokağı. Şu an henüz sakin dakikalarını yaşıyor.
Yanına varmaya çalıştığımız arkadaşımın masası. Arkadaki kalabalık da karnaval katılımcıları.
Sokağın en sonundan yukarıya doğru..
Neden 17? Aklıma gelen ilk cevap; asal sayı olduğu için olabilir.
Bir almaya hazırlanan bir genç.
Uyuma yan masa!
Karnaval kafası yaşıyorlar ne güzel. Çok güzel bayanlar da yok değildi o akşam. He bu arada haftaya Çarşamba da var karnaval. Koşun koşun!
Topuklular yetmeyince..
Bu da insanları çaresiz kaldıkları noktada sömürmenin güzel bir örneği. Bugün para ile girilen festivallerde bile bir bardak biranın fiyatı 6-7 lira arasında gidip gelir. Fakat girişin, hatta ne girişi katılımın diyelim direk; katılımın bile bedava olduğu bir olayda bir bardak bira nasıl 10lira olur acaba.
Şöyle olur ki; o kalabalıkta tutup da 10lira vermeye razı olmazsan etrafındaki bir cafeye gidip paşa paşa 12-13 lira vermek zorundasın bir şişe biraya. Bunu da bilen olay yeri organizatörleri çekiyor güzelce fiyatı 10lira’ya, oluyor bitiyor.
Bir sonraki karnavalda herkes elinde kasalarla tekelden bira alıp gelince surat ifadelerini görmek istiyorum bunların.
http://www.dlistmagazine.com/wp-content/uploads/2011/06/gay-flag.jpg ?
Elini kameraya sokan genç kız. Bir sonraki karede onu çektim fakat sonrasında çıkan fotoğrafa bakınca bir an kendimi tutamayıp “çok kötü çıktınız” dedim. Surat ifadesi de hoş değildi tabii akabinde fakat gülerek söylediğim için bunu tamamen “sinir bozmak” amacı vardı. Neyse, eve gelince fotoğrafa tekrar bakma fırsatım oldu ve kız gerçekten çirkinmiş. Üzmüş olabilirim kızı. Hiç hoş değil.
Karnaval Duvarı.
Olayın coşkulu anlarından birisi. Gençler güzel güzel dans ediyor.
radyobogazici
Yukarıdan eşlik eden insanlar.
Bu da benim bir pencereye tırmanmam sonucu ortaya çıkan bir kadraj.
Olay güzeldi, hiç bir taşkınlık olmadan devam etti. Dans eden insan da çoktu. Güzel bir sinerji bıraktı geriye. Bu tip olaylara bir gecelik eğlence olarak bakmamak lazım. Mantalite ve algı noktasında asıl etkisini yaratıyor. İnsanların zamanla daha güzellerini ve daha iyilerini istemeleri gerekli sebepleri oluşturuyor bu tip geceler.
Daha güzel bir penis burun mesela. Tam ortada.
Şimdilik bu kadar.
Vakit ayıran herkese teşekkürler. (yalakalık değil, içimden geldi.)
L
Yıllar önce Factory Party’yi yaptığımız binada, bu sefer Party’nin ilham kaynağı vardı. Mısır Apartmanı’ndaki Andy Warhol’un çalışmalarından bahsediyorum.
Galerist’in Pera, Akaretler ve Mısır Apt. olarak bulunduğu bütün galerilerinde Warhol’un çalışmaları bir süredir sergileniyordu.
Şimdi burada tutup da Andy Warhol’u ve Pop-Art’ı derinlemesine anlatacak halim de yok. Çok isteyen varsa bu linklere bakabilir; http://www.warhol.org/ http://www.warholstars.org/index.html
Olaya gelirsek de, Mısır Apt.’nın büyüsü her zaman etkilemiştir beni. 360 olsun, mimarisi olsun ve bu sanat sepet kafalarından ötürü olsun ayrı bir sevgim vardır. Mehmet Akif ile Indigo’yu da unutmamak gerek tabii bu arada.
Geçen Cuma aldım yanıma ince’yi ve taktım kameramın ucuna 35mm f/1.4 ais nikkor lensi. Daha önce de bu lens hakkında bir blog yapmıştım, bir kaç gün sonra bu lensle çekilmiş fotoğrafları anlatan bir blog daha yapabilirim. Şimdilik de aşağıdaki fotoğrafların bu lens ile çekildiğini bilin yeter.
Son zamanlarda taktığım bir şey; asansör göstergeleri. Özel ilgi alanım olmaya başlayacak bu asansörler yakında.
Misafir ayaklar. Ayakkabılar olmasa da, üstü bir şeye benziyordu. Soldaki de ince.
Her defasında çarpacak gibi olduğum galerinin kapısı.
Mısır Apt.’da Warhol’un sadece filmlerinden oluşan bir içerik vardı. Farklı film uygulamalarını farklı farklı kısımlarda güzel bir sunum ile sergiliyorlardı.
Bu görüntüdeki de Edie Sedgwick. Warhol’un göz bebeği. Her ne kadar Edie öldüğünde Andy’ye demişler “Edie öldü” diye, Andy de, “Hangi Edie” demiş olsa da bu gerçeği değiştirecek bir şey değil bu. Belki de farklı bir kafada söylemiştir bunu.
Warhol’un saatlerce süren kayıtları, sıradışı perspektif ve detay anlayışı ile ortaya koyduğu filmlerden bir kare.
Velvet Underground’dan canlı performans filmi. Bu filmin en bomba kısmı, arada bir görüntüye 4-5 yaşlarındaki ufak kız çocuğu. Olayın bir sanat akımından dönüşüp, bir yaşam anlayışı haline geldiğinin bir sembolü gibi geldi bana bu ufak velet.
Galerinin girişi.
Ünlü simalar ile yaptığı sessiz kayıtlar. Güzel kafalar yaşıyorlar bu filmlerdekiler. Meyve suyu ile olacak cinsten değil yani.
Işık.
Saç kesimi.
Andy Warhol’un Factory’de ürettiği fikirleri ve eserleri incelemekte fayda var. İlham verebilir. Direk eser boyutunda olmasa bile motivasyon boyutunda olabilir. Çünkü eser boyutu için bir altyapı lazım. O da herkes de yok malum.
Bunlarda var gibi.
Bu da çıkış.
Akabinde Pera’daki galeriye koşarak geçtik. Bu da benim merdiven fetişimden bir kare.
Mail adresini yazıyorsun, msn’den ekliyorlar seni.
Warhol ile alakası yok. Gayet de yan taraf. Güzel bakıyor yine de.
Giremeyip, içeriye uzaktan bakarken.
Çünkü geç kalmıştık.
Bu İstanbul da çok ısındı bu arada.
4-5 yıl olmuş galiba blog yazmaya başlayalı. Neyse bu da bitti.
Takip ettiğiniz için teşekkürler.

























































