Tag Archives: sergi

Fotoğraf İle Dünya’ya Dokunmak

Hastalığımın bu 3. gününde – ki çok da denk geldi – güzel Çengelköy’den şehre, kendime ve olaylara bakabilme fırsatı yakaladığımı düşünüyorum. Son zamanlarda evde durabilmek için dua ediyordum 3 gün de olsa ve oldu. Fakat iğneler de cabası oldu. Bir de 39.5 var tabii. Vücut sıcaklığı olan. Neyse.

Aslında başka bir fotoğrafik olaydan ötürü yeni blog’u yazacaktım fakat beklenmedik bir gelişme, kendini ön sıralara sürükledi.

Fotoğrafın hep hobi olarak kalabilmesi ya da sanat ile alakalı olarak tutabilmenin bu ülkede bir hayli zor olduğunu söylemiş miydim daha önce bilmiyorum fakat şu an söylemek istiyorum. Bunu zor hale getiren bizleriz. İyi ve güzel olan her şeyin bir maddi ( para ) karşılığı olması gerektiğine inanmış ve buna göre değer biçmiş olan bizler, buna göre değer biçmemiş olan başkalarını görünce ne kadar da farklı geliyor bize yaptıkları şeyler. ( kendimi de katıyorum bu gruba. katmasam mı ya da bilemedim.. )

Diyeceğim o ki; sadece maddi bir beklenti ile yola çıkmadan, sıradan bir Mayıs’ın 15. gününde, Üsküdar’dan Kabataş’a geçerken çektiğim sıradan – güzel bir fotoğrafın, dünyada o gün çekilen başka sıradan – sıradan olmayan güzel fotoğraflar ile birleşip tek bir bütün olması ve bunun da dev bir kitap haline gelmesi, bu kitabın da masamda bir hediyeye dönüşmesi sanırım milyon lira ile alınamayacak bir haz ya da motivasyon kaynağı.

Olay, A DAY IN THE WORLD. Dünyada 15 Mayıs’ta olan bitenleri, bir kaç ay öncesinden bir çağrı ile fotoğraf çeken herkesi harekete geçirip fotoğraflamaya iten ve ortaya çıkan yaklaşık 100.000 kareden, 1.000 tanesi ile o günü derleyen bir organizasyon. Bu 1.000 kareden, hem sergi hem de fotoğraf kitabı yapıldı.

Kronolojik sıra ile düzenlenip, 15 Mayıs’ta dünyada ne oldu algısı yaratıldı da diyebilirim kısaca.

Web Sitesi: www.aday.org

Aşağıda, ilk karşıma çıkan katılım ilanı var.

Masamda duran güzel hediye işte buydu.

Olayın altmetni.

Kapak fotoğrafı bile 15 Mayıs’ın bütün dünyadaki farklı sahnelerinden oluşan bir kitap olma etkisini veriyor.

Bu tip büyük – hatta dünya çapında – olayların var olmasının baş etkenlerinden birisi de destek veren markalardır. Onlara da gereken özeni göstermek gerekli.

Neticede, bu fotoğraflar arasındna seçilen 45 fotoğraf New York’taki Times Square’den tutun da Avrupada’ki pek çok büyük dijital alana sahip meydanlarda gösteriliyor olacak. Bunun için de para lazım kısaca.

Bu da BBC’nin haberi: http://www.bbc.co.uk/news/entertainment-arts-19871370

Ve benim fotoğrafımın bulunduğu sayfa.

Sağ tarafta diğerlerinden biraz daha büyükçe olan 18. kare. Diğerlerinden büyük, küçük, şöyle böyle olması zerre umrumda değil. Neticede, bu fotoğraf o günün bir parçası ve benim için önemli olan bu dünyanın bu gününde yer alabilmekti.

Tabii ki yaptığımız her şey, her adım, aldığımız-verdiğimiz her nefes bu dünyaya bir kelebek etkisi gibi etkide bulunuyor fakat bu kadar dolaysız bir yoldan dünya çevresindeki insanlara ve düşüncelere hem de fotoğraf enstrumanı ile dokunabilmek benim için eşsiz bir haz.

Yoksa, tam sayfa, 2 yan sayfa girmiş fotoğraflar da var hem de D-SLR ile falan çekilmiş. Ben iPhone ile çekmiştim. Oturup ağlayayım mı şimdi yani..

Kitabın arka yüzü.

Ve şu anda kitaplığımdaki yerini almadan önceki, masamdaki son duruşu.

Kitaplığımda da, bundan bir kaç yıl önce yine böyle dünya çapında bir olaya katılmıştım; oradan da 9.000 foto arasından 100 fotoyu kitap yapmışlardı, yollamışlardı. Neyse işte, o kitabın yanına gelecek bu da.

Bak hatta o olay da burada: http://www.leventkopuz.com/blog/2009/06/22/thank-you-lee/

Bu link’ler niye tıklanarak açılmıyor anlamış değilim.. Bakarız buna da bir ara.. Copy/Paste de güzeldir ^^


Bendeki durumlar böyle. Hislerim, para-para-para üçgeninden sanat-karşılık beklememezlik-huzur üçgenine bir denge kurma çabalarımın sonuç verdiğini görmekten ötürü iyi durumda diyebilirim. ( Gerçek ve açık bir itiraf oldu bu!)

Aşağıdaki fotoğraflar da, A DAY IN THE WORLD olayının 22 ülkeyi dolaşan sergisinden bir kaç kare var;

© wilterius on instagram

© sofiiiamm on instagram

© rebeckasfoto on instagram

© nelhas on instagram

© dholmberg on instagram

© ailujn on instagram

© mrtnsn on instagram

© linusrockstrom on instagram

Sevgiler..

Levent

Neden Bienal ?

Neden Bienal ?

Bu sorunun cevabını bu yazıda bulamayacaksınız çünkü burası bir fotoğraf blog’u. Yani burası bir fotoğraf blog’u olmasaydı da bulamayacaktınız çünkü Bienal denen şey tam bir karmaşa. Biz burada daha basit takılıyoruz. Daha yüzeysel mevzulardan bahsedip, gündelik fotoğraflar ile bunları süsleyip, alt metin falan da derken ortaya kolay hazımlık bir sunum çıkıyor. Son 4 senedir de olay böyle devam ediyor.

Bulacağın şey ise, 12. İstanbul Bienali’nin muhtemelen daha önce görmediğin algıda ve seçicilikte olan fotoğrafları. Artık bunlar da sana ne hissettirirse…

Bienal, Tophane – Antrepo 3 & 5′te.

Bu ben.

Bu da Yaşar. Londra’dan yeni transfer.

Bu sefer ki Bienal’in en temel özelliği belki de sunum şekliydi. Antrepoların içleri özel odacıklara ve büyük salonlara ayrılmıştı. Çok basit ama işlevsel bir yapıya sahipti. İyi de olmuştu. Ryue Nishizawa’ya tebrik buradan.

Tropik Kalıntı – Jonathas de Andrade çalışması. Bu güzeldi.

Zaten dikkatimi ve önemimi çeken çalışmaların fotoğrafları var yazıda. Bu yüzden ayrıca belirtmek gereksiz.

Sergi alanının iç mekanı. Olması gerektiği gibi gayet.

Yaşar’ın sanata yaklaşımı.

Tarihteki en müthiş başarılardan biri. Vietnam Savaşı! Laf!

Bienal, 5 kısımdan oluşuyor. Bunlar; İsimsiz (Soyutlama), ¨İsimsiz¨ (Ross), ¨İsimsiz¨(Pasaport), İsimsiz (Tarih) ve ¨İsimsiz¨(Ateşli Silahla Ölüm)

Beni en çok etkileyen de ¨İsimsiz¨(Pasaport) oldu.

Temiz sunum.

Farklı bir farkındalık ile anlatım.

Bir tanıdığın parmakları. Parmaklarını kullanan kadın güzeldir.

Bu fotoğraf da bana Londra’da bir Modern Sanat Galeri’si havası uyandırıyor.

Bunu sevdim.

Önemli şahsiyet. Siyah olan.

Gittiğimde, daha önceki yıllarda hiç görmediğim kadar 40 yaş üstü katılımcı vardı. Sanat denen şey topluma yayılıyor her geçen 2-3 yılda bir.

Adolf Eichmann. Karizma isim.

Bunun da anlatım dili çok ustaca. Teknik olarak da hoştu.

Asıl eser bu. Fırça Darbesi!

Burası sanırım kendimi bulduğum yerdi. Kızdan ötürü değil. Duvardaki fotoğraflar. Kız da bir şey bulmuş olmalı hem, duruşa bak.

Bu Bienal çalışanlarına özellikle mi, çalışma esnasında kitap okumaları söyleniyor anlamış değilim. Herkeste bir kitap okuma pozisyonu var ve bazıları çok çiğ duruyor. Bazıları da tepki olarak telefon ile konuşuyordu sevgilisi ile. Saçma.

Yeşilden maviye.

¨Who paid bills ?¨

Güzel bir metafor.

Japon kafalar. Asker bunlar. Bu çalışmanın yanındaki görevli kadından bilgi alabilirsiniz. Biraz kitliyor sizi ama olsun güzel anlatıyor.

Bu da benden.

Antropa No:5′e geçiş.

Geçiş öncesi kahve molası.

Yaratıcı.

Bu da çok önemli bir çalışma. Güzel şeyler anlatıyor. Vakit ayırmak gerek.

Bu görüntü güzel bir görüntü. İzleyicilerin çoğu, çalışmalara bakıp geçmiyordu. Alt metinlerini de okuyordu. Tabii bazıları da parmakları ile dokunuyordu. Yeri gelmişken, parmaklarını kullanan kadın güzeldir.

Çok sev. İğrenç.

Bunu bakmadan netleyip, kadraj almıştım. Marifet diye söylemiyorum ama yapmak kolay değil.

Bu fotoğrafı da Burak’a havale ediyorum. O çok sever.

Bu çalışmanın adı, ¨benim çileli başım¨. Bütün çalışanlar yorgun ve bitkin halde. Bu arkadaşları bu şekilde çalıştıran yönetim, nasıl bir performans bekliyor acaba.

Sergi mekanının hemen dışı. WC’lere giden yollar. Arkalar, aralar..

Eser No: 13

Asıl sanat, bu duruş işte.

Bu da çok etkileyiciydi. Son dönemlerde ağzımızda pelesenk olan bir tabirin nasıl da sanat ile iç içe geçtiğini görüyoruz. Yani demem o ki, sanat toplum içindir. Toplum da sanatçı içindir.

Bu sene ki Bienal böyle bir şeye benziyordu işte. Ne anladım Bienal’den peki ? Bienal, her şeye-her şekilde umarsızca-acımasızca-kayıtsızca-bir çırpıda-korkusuzca gönderme yapabilen bir nesne olmuş. Dolaylı anlatım o kadar çığrından çıkmış ki, birazcık mantığı olmayan insanlar izleyince bambaşka şeyler anlıyorlar çalışmadan. Ben de bu yüzden Bienalleri bu kadar seviyorum sanırım. Hatta bu yüzden bir kaç kere daha gideceğim.

Siz de mutlaka gidin. Hiç bir fikriniz yoksa bile gidin. Farklı bir şeyler yapmak iyi gelebilir hem.

Sevgiler,

L